Biz bir gün Şarköy'deyken ..... Böyle başlayan kaç bin cümle kurdum ben bile bilmiyorum. Lakin, biz bir gün Şarköy'deyken herzaman ki gibi top sahasının olduğu geniş kumsalda elimizde köpek öldüren şarabımız, Mert'in elinde gitar deli ezgileriyle kopuk gibi eğleniyorduk. Alkolün su gibi aktığı bu çılgın ve anlamsız gecede tuvalet ihtiyacımızı 200-300 m uzaklıktaki umumi tuvalette görüyorduk. (malum erkekler kadar konforumuz yok). Alkolün ve eğlenmenin vermiş olduğu haz ile kumlarda yuvarlanıyor, belkide üç ay sonrasında bile saç diplerimizden çıkacak kadar kum depoluyorduk.
Umumi tuvalet ile aramızdaki mesafeden ötürü en uca dayanmadıkça ses çıkarmıyorduk. Lakin yumurta kapıya sıkışmıştı. Tam da dostuma abi dayanamıyorum dediğim noktadatop sahasının ışıkları söndü. Korku dolu bakışlarla birbirimize baktık. Bunun anlamını bizden başka anlayan yoktu. Umumi tuvalet kapanmıştı. Alnımda akan boncuk boncuk terler deliler gibi eğlenen arkadaşlarım tarafından görülmüyordu lakin dostum da benden farklı değildi. Ziv ziv diye birbirimize fırlattığımız telepatik bakışlar sonrası sessiz bir anlaşma imzalamışçasına götüm götüm kıyıda ki sandalların arasına süzüldük. Aramızda birer kayık vardı. Dostum yüzünü mehtaba dönmeyi seçmişken ben neden kıçımı döndüm bilmiyorum. O anki çaresizlik sanırsam. Tazyikli sesler yükseliyordu sandalların altından ve biz bu sesi sanki bastırmak istercesine kahkaha atıp yarılıyorduk.
Evet hikaye burda bitiyor demeyiçok isterdim. Hatta keşke burada bitseydi. İşimizi bitirmiş dönerken benim kıçımı ay gibi mehtaba açtığım noktada gözleri faltaşı gibi açılmış tazecik bir çift vardı. Aman yarabbbiiiiiii.... Kıçımın görüldüğüne mi yanayım, aşklarının ortasına işediğimemi bilemedim. Gözlerimi yere devirdim ve yanaklarım birer açmamış gonca çiçek gibi al al uzaklaştım oradan.
bu da suç mahali :)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder