11 Nisan 2015 Cumartesi

MEHTAPTA AY GİBİ PARLAYAN KIÇIMIZLA ROMANTİZM


        Biz bir gün Şarköy'deyken ..... Böyle başlayan kaç bin cümle kurdum ben bile bilmiyorum. Lakin, biz bir gün Şarköy'deyken herzaman ki gibi top sahasının olduğu geniş kumsalda elimizde köpek öldüren şarabımız, Mert'in elinde gitar deli ezgileriyle kopuk gibi eğleniyorduk. Alkolün su gibi aktığı bu çılgın ve anlamsız gecede tuvalet ihtiyacımızı 200-300 m uzaklıktaki umumi tuvalette görüyorduk. (malum erkekler kadar konforumuz yok). Alkolün ve eğlenmenin vermiş olduğu haz ile kumlarda yuvarlanıyor, belkide üç ay sonrasında bile saç diplerimizden çıkacak kadar kum depoluyorduk. 


       Umumi tuvalet ile aramızdaki mesafeden ötürü en uca dayanmadıkça ses çıkarmıyorduk. Lakin yumurta kapıya sıkışmıştı. Tam da dostuma abi dayanamıyorum dediğim noktadatop sahasının ışıkları söndü. Korku dolu bakışlarla birbirimize baktık. Bunun anlamını bizden başka anlayan yoktu. Umumi tuvalet kapanmıştı. Alnımda akan boncuk boncuk terler deliler gibi eğlenen arkadaşlarım tarafından görülmüyordu lakin dostum da benden farklı değildi. Ziv ziv diye birbirimize fırlattığımız telepatik bakışlar sonrası sessiz bir anlaşma imzalamışçasına götüm götüm kıyıda ki sandalların arasına süzüldük. Aramızda birer kayık vardı. Dostum yüzünü mehtaba dönmeyi seçmişken ben neden kıçımı döndüm bilmiyorum. O anki çaresizlik sanırsam. Tazyikli sesler yükseliyordu sandalların altından ve biz bu sesi sanki bastırmak istercesine kahkaha atıp yarılıyorduk.



      Evet hikaye burda bitiyor demeyiçok isterdim. Hatta keşke burada bitseydi. İşimizi bitirmiş dönerken benim kıçımı ay gibi mehtaba açtığım noktada gözleri faltaşı gibi açılmış tazecik bir çift vardı. Aman yarabbbiiiiiii.... Kıçımın görüldüğüne mi yanayım, aşklarının ortasına işediğimemi bilemedim. Gözlerimi yere devirdim ve yanaklarım birer açmamış gonca çiçek gibi al al uzaklaştım oradan. 


     Siz siz olun pantülü sıyırmadan bi etrafı kolaçan edin. Babayiğitler telef olmasın. 



                             bu da suç mahali :)

26 Mart 2015 Perşembe

şişede durduğu gibi durmaz meret

Bir havayolu şirketinde kabin memuru olarak çalışıyorum. (sanki bilinmiyor :) ) X firmasıyla  Y istikametine doğru tam gaz ilerliyoruz. At gibi koşturup çaktırmadan kuğu gibi süzüldüğümüz kabinde tüm servisleri bitirmiş kabinin ışıklarını kapatmıştık. Herşey olması gerektiği gibiydi ve  en ufak bir aksaklık yoktu. Ekip uyumamak için muhabbet ediyordu. uçağın en arkasında kahvelerimizi yudumlarken gittiğimiz Y şehrini ve oradaki havanın güzelliğini hayal ediyorduk.    

Ekipten sevdiğim bir arkadaşım kafasını uzattı ve 'abi benim gördüğümü sizde gördünüz mü?' diye sordu. Ayağa kalktım ve uçağın en arka kapısına doğru yürüdüm. Ağzım bir karış açık bakakaldım. 40 yaşlarında bir kadın uçağın slide paketine (acil durumda sizlere kaydırak olarak kendini gösteren meret) yaslanmış, eşofman altınıda ayak bilekerine kadar indirmişti. Hemen yanına gittim. 'Hanım efendi iyi misiniz?' cevap bile vermedi ama bomboş gözlerle bana baktı. Okadar boş gözlerle baktıki arkasından uçağın kapısını görebilirdim. Hemen yere eğildim ve eşofmanı yukarı çekmek için hamle yaptım. Yarabbiiiiii..... ellerimi kesip atsam, 40 gün 40 gece çamaşır suyunda bekletsem yeridir. Abla altına  nasıl işemiş ise eşofman olmuş 10 kilo. 'Abi gözünüzü seveyim bagajını falan bulunda bişeyler giydirelim. Ben ellerimi yıkayıp geliyorum'. 45345 kere elimi sabunlayıp, kolonya sıkıp, dezenfektan sıkıp en son eldiven giyip olay yerine geri döndüm. Kadını ekip koltuğuna oturtup bagajını önüne koymuşlar. 'Hanım efendi lütfen altınıza uygun birşey seçebilirmisiniz?' diye soruyordu arkadaşlarım. Kadın bir süre ileri geri sallandı bize baktı valize baktı yine bize baktı ve bir MONT alıp giydi. Nasssııı laaannn diye kaldım. Bide gözümüzün içine baka baka gitti ekip koltuğuna işedi. Tam bu sırada ekip arkadaşıma baktım. Kızın gözleri dolu dolu olmuş bunun nasıl bir sınav olduğunu düşünüyordu. Valizden birşeyler çıkarıp giydirdik. Oturduğu yere gidipbir bakayım dedim. Yolcuların bir kısmı kadına sinirlenmişti. Koltuğu ıslaktı. Hemde öyle böyle değil. Bir basketbol toppu  büyüklüğünde yuvarlak vardı. Minderi söktüm arkasını çevirdim. Yuhha oraya bile geçmişti. İnsanlar bunu acil durumda yüzen araç olarak  kullanıyor ama abla nasıl bir tazyikle yapmışsa onu bile delmiş. Kılıfı değiştirdik. Hanım efendiyi oturttuk. Hemen sızdı.

Y havalimanı için alçalmaya başladık. Tüm kabin iniş için hazırlanıyordu. Herkes koltuğunu dik konuma getiriyor kemerlerini bağlıyordu. Sıra sıra gezdiğim kabinde sıra Hanım efendinin olduğu yere geldi. Hanım efendi üstünü değiştirmiş, makyajını yapmış, iniş için gayet hazırdı. Lakin yüzümüze bakamadı. Yanaklarında küçük bir kızarma vardı artık allıktan mı bilinmez.

Uçağımız indi o gitti sevdiceğine bizde otelimize. Bu da böyle bir anı olarak kaldı aklımda işte.

31 Mart 2014 Pazartesi

Arkadan Kız Sanmıştım Erkekmiş..

Öncelikle bunu söyleyen hanzoya tüm bildiğim küfürleri saymak boynumun bir borcudur. Hayatımda çok laf yedim, ya da çok kişiye benzetildim (komutan Logar'a bile benzetildim) ama nedense en çok koyan bu olmuş :D
neyseee...

Yıl 2006. Dersaneye giden masum bıyıklı birer ergen sürüsüyüz. En azından ben öyleyim. Birbiriyle alakası olmayan beş kız bu gidişle bi cacık olamayacağız diyerekten beraber ders çalışmaya karar verdik. Bir kısmımız elinde rimeli, allığı bir kısmımız çoktan kapanmış talihiyle erkek fatma olma yolunda. Hatta o yaşta ciddi ilişkisi olanımız bile vardı.
Bu alakasız grupla hergün birimizin evinde toplanıyor az dedikodu, az kahve sonrası dersle beyinleri yakıyorduk. Sınav yaklaştıkça havalar ısınıyor, havalar ısındıkça dersler çekilmez hale geliyordu. Sınav yaklaştıkça artan tempoda beyinler gitgide sıvılaşmaya başlamıştı bile. Kızlar gittikten sonra annemin 'anam hamur oldu evlatçık' diyerekten beni dışarı hava almaya çıkardığını bile hatırlıyorum.
Toplantılarımız genelde birimizin evinde olurdu. Aileler bu kutsal amaç için bir araya gelen topluluğu VİP yolcu gibi evinde ağırlıyor sahte gülüşlerle hizmet bile ediyorlardı. Evlerin müsait olmadığı bir gün simit evi kıvamında bi yerde buluşmaya karar verdik. Israrla çalan telefonlarımı her açtığımda geç kaldığımı söyleyen kızların iyi niyetleriyle karşılaşıyordum. Bir yandan telefonla konuşuyor bir yandan da koşuyordum. Artık kendimi nasıl kaptırdıysam hiçbir şey duymuyor görmüyordum. İşte zihnimin bu bulanık olduğu saniyelerde uğuldayan beynimde birden bir cümle patlayı verdi. 'ARKADAN KIZ SANDIM ERKEKMİŞ LAN'..... laaannnnnnn.... üçtane hazo oturmuş carousel'in önünde gelene geçeni kesiyor. Birde beni kurban seçmiş...
Yok olan özgüvenimle birlikte tempomda düştü. Yavaşlayan adımlarla yoluma devam ettim. Büyük bir sakinlikle olmam gereken yere vardım. Ben gidene kadar çoktan beyinleri yanmış gruba olayı anlattım.. İnanın o küçük dört ağızdan nasıl öyle yüksek desibelli kahkaha çıktıysa!? garson yanımıza geldi. Bana doğru eğilerek kulağıma 'bence çok güzel bi bayansınız' dedi ve gitti. Gururla dikleşen omuzlarım hala İlyas Salman'ı andıran kahraman garsonumu hatırlatır bana

10 Şubat 2014 Pazartesi

denizde köfte var!!!

yer Şarköy yıl kaç hatırlamıyorum bile. Havanın 40 dereceye vurup enseden süzülen ince terlerin kekremsi kokusunun ortalıkta baş döndüren bir tesirde bulunduğu bir dönem. O gün her zaman ki yerlerimizi çoktan almıştık. Erkan Motel'in önündeki alçak duvara tünemiş allaha emanet ayakta duran çeyrek insan kalınlığındaki ağacın gölgesine sığınmıştık. Tayfa ufak ufak toplanıyordu. Özge hava durumu dikkate alınırsa yeterince uzak bir yerden geliyordu. Ben ise 2 dk da damlamıştım. Zaten insanın beklediği biri olunca herkesten önce gidip önde flama sallıyor. Beklenen insan gelmese de yan sanayileri ufak ufak dökülmeye başlamıştı.

 Geçen saatler sonunda ortam yaklaşık 7-8 kişi olmuş tükenen oksijenden insanda mecal kalmamaya başlamıştı. Velev ki en çok denize girmeye karşı olan Senet bile herkesten önce kıçını kaldırıp denize doğru koşmuştu. Bunu gören biz arkasından törenle atlamıştık. Şu anda adam denize giriyor diye neyin töreni bu diye düşünebilirsiniz. Ben düşünürdüm şahsen. Senet aslında yüzme bilmeyen, suyun üstünde kulaç atıyor görüntünün altında isanın çilesi yatan biriydi. Yüzemediği için suda aslında yürüyordu. Ergen kafamızla öksürmeyi bile komik bulan bizler için kaçırılmaz bir fırsattı bu.

 Lakin benim için saadet uzun sürmedi. Denize koşarcasına koşan arkadaşlarımın aksine ben dalıp alttan yol almayı hedefliyordum. Nefesim tükenip sudan çıktığımda her zaman ki gibi Özge ile göz göze geldim. Ama bu seferki farklıydı. Özgenin gözlerindeki anlam herzamanki gibi değildi. Ne olduğunu anlamayan ben etrafıma göz gezdirdim. Nefesimi tutamayıp sudan çıktığım noktada suyun etkisiyle binlerce parçaya ayrılmış bir 'bok' vardı. Aklımı yitirdiğim o anlarda evime dezenfekte olma amacıyla depar attım. Fakat bu benim hissettiğim ve Özgenin de gördüğü üzere denizin bir karış üstünde oldu. Siz siz olun marmarada gözünüzün görmediği yere kadar dalmayın....

5 Ağustos 2013 Pazartesi

kapsama alanım ve ben vol 3 (eyrıleamammmmmm)

yer: namık kemal dinlenme tesisleri. herşey özge ile kutsal mekan Şarköy'e doğru yola çıkmamızla başladı. Şarköy seyahattan aldığımız biletle mütevazi yolumuza koyulduk. koltuktaki ekranlarımızda izlemeye değecek filmler aramaya koyulduk. her filmden 5 er 10 ar dk izledikten sonra baydık. Tam bu sırada işte beklediğimiz tam anlamıyla gerçekleşemesede (kobras dinlenme tesislerini istemiştik) mola yerine vardık. Özge 'abi ben siğdirmeye gidiyorum' dedi. Bende sigara içmek için rastgele bir masaya oturdum. Lakin çakmağım yoktu. Yanımdan geçen yine rastgele bir garsondan çakmak istedim. Adam bi diz çökmediği kalmış şekilde iki eliyle tuttuğu çakmağı evlenme teklifi ederken tutulan tek taş yüzük gibi takdim etti bana. Napıcağımı şaşırdım ama el mahkum aldım çakmağı. Özge geldi karşıma oturdu ve birer çay söyledik. Telefonumdan Check in yapmaya çalışırken bana çakmak takdim eden zad yanımıza geldi. 'o telefon you tube a giriyor mu?' diye sordu. Biraz da başımdan savmak için internete girdiğini  ama you tube un açılmadığını söyledim ancak hiç söylememişim gibi ' yaz ozaman Nezir.. ' dedi. Anam dur google ı açayım dedim ve tekrardan bana 'Nezir...' dedi. Abi dedim dur bi açılsın sayfa Özge'de durumu hemen çakozlayıp 'sizin isminiz mi? Şarkı mı söylüyorsunuz' dedi. Haksız bir gururla gözleri kapalı bir şekilde başını salladı ve dediki 'yaz Nezir...' yazdım ancak sonuç olarak did you mean elizabeth kıvamında bişey çıktı. Özge ile küçük bir kıkırdamadan sonra youtube a girmeye karar verdim. Ve yazdım Nezir... 'Yenises' dedi. 'yaz ayrılamam'. İç burkan bir intro girdi şarkıdan önce. Başımı sessizce öne eğdim, içmek için ağzıma götürdüğüm çay bardağını ısırmaya başladım çaresizce. Özgeye bakamıyordum. Küçücük bir bakış bile gözlerimin yanlarında birikmiş yaşların seller gibi akıp derya deniz olmasına, ağzımın gülmekten krater gibi yırtılmasına sebep olabilirdi. Cesaretimi topladım Özgeye baktım. Sarsılıyordu. İşte tam o sırada Eyrıleamammmmmm diye şarkıya girdi. nasıl bir kahkaha koptu bilmem ama gülmekten başım döndü, gözümden akan yaşlardan makyajım bozuldu. Nezir Bey ehe ehe diye tebessüm edip uzaklaştı yanımızdan. Abiiiiiiiiii one lannnnn oneeeeeee.... diye kaldık. Daha ilk şoku atlatamadan elinde 4 tane fotoğraf albümüyle geldi yanımıza. Ben çok ünlüyle fotoğraf çekildim bakın diye tek tek göstermeye başladı. Müslüm Gürses'in mezarında çekilmiş fotosu bile vardı. Ama içlerinden biri canebimden vurdu. Küçük İbo. Fotoğrafta K.İbo yu uykusundan yeni kaldırmış ve daha toplamadığı Döşeğinde anında fotoğraf çekilmişti. Gafil avlamış çocukcağızı. Bize zorla çay ısmarladı. Ve başladı konuşmaya 'Müzik sektörü zor. Ama ben bir ev aldım başımı sokacak. Burdada 20 yıldır çalışıyorum ssk primlerim dolmak üzere. Ben hiç evlenmedim. Birini sevdim ama bana vermediler.Evli başka birine verdiler. Evlenmeyi çok isterim' ve sonra özgeye döndü 'bacım sen ne iç yapıyon?' Özge 'ben psikoloğum' dedi. ama Nezir bey anlamadı.'Hemşire gibi bişi mi?' dedi. yok dedi özge psikoloji mezunuyum psikoloğum. nezir bi türlü konduramadı biyere 'doktor mu?' dedi. Özge açıklamaya çalışsa da artık gözünde bir doktordu. Bana döndü 'ya peki sen?' en basit tabiriyle hostesim dedim. 'Hangi arabada' dedi. Yaşanan o bir saniyelik sessizlikte İstanbuldan Şarköy istikametine giden Şarköy turizm yolcuları kalmasın anonsu duyuldu. Çantamı almak için eğildim. Kalktığımda ise Özgenin benim masadaki varımı yoğumu bile kucaklamış can haliyle 'abi topukla' dediğini duydum. Arkamıza bile bakmadan kaçtık. Birsüre sessizlik yaşandı.Ben bozdum sessizliği 'abi bunu eceme anlatmalıyız'........ şimdi tekrar düşünüyorumda tam 3 otobüs vardı ve her otobüste aşağı yukarı 50 yolcu. Ana baba günü olan o mekanda neden kurban bizdik? onca insan arasında neden bizi şeçti? Bu hayatımızın sonuna kadar gizemini koruyacak belkide ama Nezir Yenises i asla unutturmayacak.

24 Temmuz 2013 Çarşamba

Hint fantezisi

Delhi. Çoğu insan için merak edilen bir yerdir. Benim deliye 2. Gelişim ama hala gezme fırsatı bulamadım. Sadece uyumak ve duş almak için vaktim var. Bir otel odasında kalıyorum. Ülkenin genelinde olduğu gibi odamda da kekremsi bir koku var. Oda bir cam ile ayrılıyor. Öyle puslu bir camda degil. Camla ayrılan bölge odanın banyosu. Duş alırken de başka ihtiyaçları görürken de odanın tamamını izleyebiliyorsunuz. Duş alan seksi avratları yatağın içinde bir el uckurda rahatça izleyebilirsiniz. Yada klozete oturmuş bir şekilde partnerinizle göz göze gelebilirsiniz. Odada tek olmama rağmen huzursuz oluyorum yahu. Insan puslu yapar bari camı.  Bide odanın diğer ucunda ayna var. Partner olmasada narsistçe kendinizi dikizleyebilirsiniz.  Hey allahım

22 Temmuz 2013 Pazartesi

vol 2 ( Biz bir çift değiliz)

Neden bilmem ama ismini saklıcam :) x diyelim. Yıl 2005 yer bakırköy.  x le orda tanistim. Ancak allah ona tip konusunda pek acimamis.  beni msn den ekledi. Kutsal mekan şarköy de manadağında oturmuş internette takılırken yazmaya başladı bana ilk.
Gelecek haftada doğum günüymüş ve bana doğum gününü geçirmek için sarkoyun ideal bir yer olup olmadığını sordu. Tam bir şarköy tutkunu olan ben anında atlayarak şarköy övmelerine başladım. Aradan geçen 1-2 gün sonra  bana Msj geldi. "Sarkoyde meydandayim.  Gelsene" doğum günü olan bu insanı kırmayıp gittim. Yanında yaveri meydanda sap gibi bekliyorlardı. Yanlarına gittiğimde beni yaverine "bak bu benim sevgilimelif. TTanıştırayım" dedi. Anammmm! ? Ihtimal yok...  yaverinin yanında bozmadim ancak hayatımdan 1 yıl çalındı o dakika.
Istanbula döndüm ilk işim durumu tartışmak olacaktı. Ama ne mümkün.  Tanıştırıldığım insan sayısı arttıkça kesip atması zorlaştı.
Günlerden birgün taketti canıma ve aldım karşıma. Dedim bak x ciğim biz bir çift değiliz , arkadas bile değiliz buna son ver. Nerden çıkardın sevgili oldugumuzu?
Aldığım cevap ise " ben sana sarkoye geleyim mi diye sordum evet dedin" oldu. Eee? Eesi çıkma teklifime evet dedin yani.... aman yarabbi skandal!? Izah ettiğim herşeyi reddetti.  Biz bir çift değiliz dedikçe iliskimize zarar veriyorusun dedi. En sonu da çözümü ayrılalım demekte buldum. Böylece hiç sevgilim olmayan adamdan ayrıldım.
Burda bitti demeyi isterdim ancak bitmedi. Barışalım diye msn imi hackledi.  Bunu yapan adam neredeyse 30 yaşında ama ruhu ergen. Tuylerimi diken diken yapan bu adamı bir daha görmemek adına msn adresinden bile vazgeçtim. Hala adı bile aklıma geldiğinde küçük bir ürperme alıyor beni...